Temmuz 27, 2009

Kerem akçalı H2

admin

kerem

Hollywood yamaçlarında yaşayan zengin ve biseksüel bir yapımcının, aldatma öyküsüne uzanan yapıt, Gus Van Sant gibi eşcinsel ve bağımsız sinemacılarla ilgili de önemli şeyler söylüyor. En kısa tanımıyla, sinema dünyası üzerine bir neo-noir olarak özetlenebilir.

‘Dying Gaul’ (ölen Fransız) adıyla merak uyandıran yapıt, aslında onun anlamıyla eşcinsel iki karakterin aşkının metaforik durumunun üzerine gidiyor. Zira bu adın, fazla entelektüel durmasının ana sebebi de burada ‘bağımsız’ sinemaya uygun bir şekilde yerleştirilmiş olması. Öyle ki film, ana karakter Robert’ın (Peter Sarsgaard) yazdığı senaryo ile bir anda Hollywood’un yamaçlarında yaşayan yozlaşmış bir ailedeki ilişkilere odaklanıyor.

“Sunset Boulevard”a atıfta bulunuyor

1990’larda Norman René adlı bağımsız yönetmenin yanında üç senaryosuyla Sundance dahil birçok yerde yarışmalara giren Craig Lucas, ilk yönetmenlik denemesini veriyor burada. Elbette bağımsız sinemaya esas girişini 2002 tarihli Alan Rudolph filmi “Secret Lives of Dentists”de yaptığını biliyoruz. Dişçi bir karakterin eşinin kendisini aldatması sebebiyle girdiği kriz dönemini, öznel ve stilize bir görsel yapıyla veren yapıt, bunun dengesini sağlayamamasıyla hayal kırıklığı yaşatmıştı.

Biz de aslında bunun bir senarist-yönetmen uyuşmazlığı olduğuna kanaat getirmiştik. Zira Lucas, burada yine paranoyak bir adamın ruh halini stilize görsel numaralarla öznel bir yapı üzerinden anlatıyor. “The Dying Gaul” için “Barton Fink”in farklı bir versiyonu yorumunu yapabiliriz. Zira Coenler’in o filmi de “Sunset Boulevard”a (1950) B filmi yazarının kabul edilmemesi durumuna atıfta bulunmak için, güreş filmi senaryosu yazan bir adamın ‘yaratım süreci sıkıntıları’ üzerine öznel bir yolculuk sunuyordu.

Burada da aynı durum söz konusu. Robert, mutlu ama biseksüel yapımcısı Jeffrey ile ilişkiye girerken, bir taraftan da aynı konu üzerine yoğunlaşan senaryosunun yeniden yazımıyla uğraşıyor. Böyle olunca da aslında araya giren Patricia Clarkson’ın hiçbir şeyden habersiz gözüken Elaine karakteri, neo-noir’ın içindeki femme-fatale konumuna itiliyor. Öyle ki Robert’ın ölen sevgilisi Malcolm ile ilgili bir senaryo yazdığı belli, fakat burada senaryoya dair ‘yaratıcılık kriz’i üzerine öznel bir yapıt olup olmadığını anlayamıyoruz.

‘Üçlü ilişki filmi’ formülünün izini sürüyor

Öyle ki Robert Altman’ın “Images”ı kadar da halüsinatif değil yapısı. Sadece internet yoluyla bir öznel dünya kurulup, bilgisayar monitörünün içinden gelen karakterler, hayalet gibi canlandırılıyor. Ancak burada Craig Lucas’ın esas amacı, Amerikan bağımsız sinemasındaki o ‘üç bireyli ilişki filmi’ formülünü uygulamak. Bunun için de tabii bir karakterin eşcinsel olması, tam da bağımsız sinemanın geleneğine göre bir durum.

2002 tarihli Lisa Cholodenko imzalı “Laurel Canyon”da da buna benzer bir duruma tanık olmuştuk. Müzisyen annesinin Hollywood’un yamaçlarındaki evine gelen oğlu (Christian Bale) ile sevgilisinin (Kate Beckinsale) hikayesi anlatılıyordu. Ama buradaki esas üzerine gidilen nokta, Beckinsale’in karakterinin anne (Frances McDormand) ile genç sevgilinin (Alessandro Nivola) arasına ‘üçlü ilişki’ için girmesi meselesiydi. Yani bu bağımsız sinemada yaygın bir hikaye akışı.

Kara filmin motifleri zekice yerleştirilmiş

Tabii burada, birincisi biseksüel, ikincisi heteroseksüel, üçüncüsü ise homoseksüel olan karakterler üzerinden anlatılıyor bu durum. Yani biraz da Gregg Araki’nin ‘ilişki’ odaklı filmlerini hatırlatarak. Zira Araki, Gus Van Sant ile birlikte ‘New Queer Cinema’ (Yeni eşcinsel sineması) akımının ağırlığını taşıyan isim.

Tabii bu karakterlerin hepsinin de birbirlerine ilgi duymaları ve evlilik müessesini yıkmak için çabalamaları, ister istemez Elaine’in ‘intikam’ yetisini harekete geçiriyor. Son derece de içten oyunculuklu tarzıyla gizemli bir femme-fatale konumuna yerleştiriyor onu. Rahatlıkla akıllara 50’ler kara filmlerinin işlevsel femme-fatalelarını getirdiğini söyleyebiliriz.

Craig Lucas’ın da bu durum için tiyatro oyunu arka planlı olması bir hayli işe yaramış. Öyle ki filmini yalnızlık çeken bu üç bireyin, içlerine heyecan girmesiyle bozulan hayatlarını tasvir etme üzerine kurmuş. Robert ile Jeffrey’nin stüdyonun dışındaki ilk karelerinde geniş açıdan gözükmeleri, ardından evin içindeki mesafeli halleri önemli bir yere sahip. Tabii Jeffrey-Elaine’in cinsel ilişkiye girmesi ile Robert’ın mastürbasyon yapması, paralel kurgu ile üst üste bindiriliyor.

Bunların üzerine ise Lucas, “Kansız” (“Blood Simple.”) ile kara filme giren chiaruscuro ışık oyununu renkli bir zemine oturtma geleneğinden besleniyor. Mavi, kırmızı ve turuncu fazlasıyla aktif duruma gelirken, karakterlerin dahi gölge haline gelmelerini sağlıyor. Tüm bunlar da elbette alt ve üst açı ile destekleniyor. Tiyatro etkisinin hissedilmesi de oyuncuların gücünü ortaya koyuyor.

Lucas, belki yenilikçi bir yapıta imza atmıyor ama günümüz Hollywood’uyla ilgili önemli dertleri olan bir yapıtla çıkageliyor. Tabii David Lynch’in “Mulholland Çıkmazı” (“Mulholland Dr.”) gibi benzer olay örgüsüne sahip olsa da çığır açan 2001 tarihli bir yapıtın da varlığından haberdar olmak lazım filmi izlerken.

Ne durumda?

Ülkemizde haklarını Filmpop’un elinde. Ancak filmin vizyona sokulmama kararı, yıllar önce alınmıştı. Zira Palermo’nun altında iki sene önce DVD’si çıkması beklenen yapıtın, şirket kapandığı için hakları Assanat’a geçti. Şanslıysak, bir sene içinde DVD’si çıkabilir. Ancak Assanat’ın piyasaya çok fazla ürün sürmediğini de söylemek lazım.

Künye:

The Dying Gaul
Yönetmen: Craig Lucas
Oyuncular: Peter Sarsgaard, Campbell Scott, Patricia Clarkson, Ryan Miller, Don Johnson
Süre: 95 dk.
Yapım yılı: 2005

Kaynak:Habertürk

Yorum YOK Kerem akçalı H2 yazisinda gosteriliyor.

Henüz yorum yapılmamış.

Yorum Kisimi
İsminiz : 
E-Posta : 
Mesajınız : 
sohbet sohbet odalari sohbet kanallari guzel sozler burclar